AYNA AYNA SÖYLE BANA: BİZ GERÇEKTEN AYRI MIYIZ?

AYNA AYNA SÖYLE BANA: BİZ GERÇEKTEN AYRI MIYIZ?

 

İnsanın tekilliği ve yalnızlığı, evren yolculuğunu diğer canlılarla beraber yapıyor olmasıyla ne kadar uzlaşabilir bir çelişki getiriyor? Aynadaki yansımam bana ne kadar yabancı? Ben kendime bakan bir dış göz olabiliyor muyum? Geçmişimizde benliğimizi oluşturan o küçük çocuk nerede? İçimde gizli kalmış olarak beni izliyor mu, yoksa ben onu gömmeyi çoktan başardım da haberim mi yok? Hülyalarımda ne kadar ütopya gizli? Onlar benim önümde mi gidiyor? İçimizde yaşayan gizli nihilizm, karşıtların farklı ve acaip bir birleşmesi değil mi? İnsanın içindeki karşıt kimlikler, kendi içinde bir ironi olarak mı yaşanıyor, yoksa bir gerilim mi? Kendisine tutkulu insanın en büyük deneyimi, egosunu narsistik bir libido üzerinden yaratıcılığa kanalize etmek midir? İdeal insan, imajının üzerinden insanın kendi kendisini tartan mıdır? Yoksa tersine, insanın kendisinden kurtulma çabasının deneyimi midir? Hangisi gerçek bendir? Gördüğüm şu sosyal maymun mu, yoksa kafamda yarattığım bambaşka bir ben mi? Onu benden başka tanıyan var mı? İki-üç aynayla kuşatılmış olduğumda ve kendimi profilden süzebildiğimde, neden bu kadar yabancılaşıyorum? Kim bu adam? Ben sahiden onun içinde miyim? Başkaları da beni böyle mi görüyor? Yoksa ben sandığım kadar çekici değil miyim? İnsan kendi geçiciliğini bilinçli bir şekilde anladıktan sonra depresyonlarından veya paranoyalarından ne kadar yoğun ve canlı  fanteziler kurabilir? Ölüm bilinçaltımızda yeri doldurulamaz bir takıntı mı yaratıyor? Onunla olan mesafemizi kim belirliyor? Şu aynama takılanlar, benden önce ölecekler değil mi? Hadi, bana rahatlatıcı bir yalan söyle… Bana seçenek versen, tercihim ne olur? “Son saatim çok erken gelsin istemiyorum, beni dostlar yaşarken alsın istemiyorum” diyor şarkı. Bu gerçekten öyle mi? Yoksa tam tersini mi arzuluyorum? Ben bu dünya tiyatrosunda geçici bir piyonsam, neden sahne alış ve siktir olup gidiş saatlerim benden saklanıyor? Kim koydu bu kuralları?

Ayna söyle bana, ben demin gördüğüm benden neden daha yaşlıyım? Neden her fotoğrafımdan daha yaşlıyım? Söyle ayna: Yoksa ben sessiz çürümemi mi seyrediyorum? Yoksa benim potansiyel deliliğimin kökeninde senin bu vahşi ve sadist düzenin mi yatıyor?

 

Diğer insanlar, ikizim midir, kardeşim midir, yoksa hasmım mı? Rekabet veya çekişme alanım mıdır? Yoksa dayanışma odağım mı? Dünya ile süregelecek olan diyalektik alış verişim, dostlarımdan mı besleniyor, yoksa daha çok düşmanlarımdan mı? Aynaya baktığımda gördüklerim üzerinden haklılığımı mı arıyorum yoksa benim yansımamla itiş kakışa girmek isteyen karşıtlarımla mı boğuşmaya hazırlanıyorum? İç kimliğim dışındaki edinilmiş kimliklerim, cinsiyet, ırk, din, mezhep, benimle göz temasına girmekten korkan bu diğer canlı hayvanlar için neden o kadar önemli? Aramıza bu dikenli telleri kim yerleştirdi? Yoksa ben bunu bir kabusta mı görüyorum? Yoksa dünyada ne kadar insan varsa, o kadar farklı algı mı var? Her şey görecelidir ya! Zaten beynimize yerleşen filtreler, geçmişimizde konumlandırılmış. Onlar da yaşanmış detayların oluşturduğu izlenimlerin sonucu olan önyargılar. Ama onlara sahip çıkmak, artık kimlik savaşımız olmuş. Ben sana itici  gelebilirim, ama aynı ben, senin yansımana belki aşık oldum… Hemen havalara girme, yansımana dedim, sana değil! Yoksa senin ne mal olduğunu tahmin edebiliyorum. Şüphe her şeyin kökeni değil mi? İnanmanın da inanmamanın da kökeni… Curiosity killed the cat… Biz ayrıysak, senin kimliğini merak etmem demek ki sağlıksız, ısrar etme, yollarımız burada ayrılıyor. Çünkü ayrılsak da beraberiz… Bir kere menzilime girmiş bulundun.

 

Bedri Baykam

Aralık, 2016